18 - 24 HAZİRAN 2026 BÜYÜK BALKAN TURU

825 €

TUR GENEL BİLGİLERİ

18 - 24 HAZİRAN 2026 BÜYÜK BALKAN TURU

6 GECE 7 GÜN

FIRSAT TURU

825 €

TUR BİLGİLERİ

TUR TARİH BİLGİLERİ


TUR GÜNLERİ

KIBLE TURİZM

6 GECE 7 GÜN

BÜYÜK BALKAN TURU

(BOSNA HERSEK – KARADAĞ – ARNAVUTLUK – KUZEY MAKEDONYA – KOSOVA)

 

 

1.GÜN:

 İSTANBUL-SARAYBOSNA : MAZİDEN ATİYE YOLCULUK

İstanbul’dan, …. tarifeli uçuşumuzla yerel saat le …’da Saraybosna’ya ayak basıyoruz. Havalimanında bizi bekleyen aracımızla, bu kadim şehri keşfetmek üzere rehberimiz eşlinde yola revan oluyoruz.

 

Başçarşı’ya doğru ilerlerken, yolumuzda yakın tarihin izlerini ve savaşın etkilerini taşıyan binaları gözlemliyoruz. Avrupa’nın ilk tramvay hattı boyunca, Tito dönemi Yugoslavya’sının askerî kışlası, Saraybosna Üniversitesi kampüsü, Şehir Müzesi ve Parlamento binası ve Miljacka Nehri’ni takip ederek şehrin kalbi Başçarşı’ya ulaşıyoruz. Manevi yolculuğumuzun ilk durağı, 1992-1995 yıllarında yaşanan savaşta hayatını kaybedenlerin ve Bosna-Hersek’in kurucu Cumhurbaşkanı merhum Aliya Izzetbegoviç’in de defnedildiği Kovaçi Şehitliği oluyor. Ardından, açık hava müzesini andıran sokaklarda, tarihle iç içe bir yürüyüş gerçekleştiriyoruz.

Göreceğimiz her eser, geçmişten günümüze fısıldanan birer hikâye niteliğinde: 18. yüzyıl Boşnak mimarisinin zarafetini yansıtan Sebil, çekiç seslerinin yankılandığı tarihi Bakırcılar Çarşısı, Çarşı Camii ve huzur dolu avlusuyla Morça Han, Kanuni Sultan Süleyman’ın halazadesi Gazi Hüsrev Bey’in şehre armağanı olan Gazi Hüsrevbey (Begova) Camii, Gazi Hüsrevbey Medresesi ve Türbesi, Saat Kulesi, Kurşunlu Medresesi, müze ve kütüphanesi ile ilim geleneğine şahitlik ediyoruz. Bir suikast ile I. Dünya Savaşı’nın fitilinin ateşlendiği ve tarihin seyrinin değiştiği Latin Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Han adına inşa edilen, şehrin en eski mabetlerinden Hünkâr Camii, aynı gökyüzü altında yükselen ezan ve çan seslerinin kardeşliğini simgeleyen At Meydanı, Bakır Baba Camii, Ortodoks Kilisesi, Ferhadye Camii, Musevi Sinagogu ve Katolik Katedral (İsa’nın Kalbi Kilisesi), şehrin kaldırımlarında savaşın acı hatırası olarak kalan "Saraybosna Gülleri", Saraybosna’nın kurtuluşu anısına 1946’dan beri sönmeden yanan "Sönmeyen Ateş", iki ayrı saldırıda masum sivillerin şehit edildiği Markale Pazarı ve bir zamanlar milyonlarca kitabın ve hafızanın alevlere teslim olduğu, ancak küllerinden yeniden doğan Vjecnica (Vyeçnitsa) Kütüphanesi ile tarih tünelinden geçerek zihinlerimizi aydınlatıyoruz.

 

İlk günün duygu yüklü gezisinin ardından, Başçarşı’nın otantik atmosferinde serbest zaman veriyoruz. Günün yorgunluğunu, akşam yemeğinde yerel bir restoranda Boşnak mutfağının lezzetleriyle atıyor; damaklarımızda unutulmaz tatlar, kalbimizde derin izlerle otelimize dinlenmeye çekiliyoruz.

2. GÜN:

SARAYBOSNA – KONJİC – BLAGAJ – MOSTAR TARİHİN VE SUYUN İZİNDE

 

Sabahın bereketli saatlerinde, otelimizde aldığımız kahvaltının ardından Bosna’nın diğer incilerine çeviriyor ve yola revan oluyoruz. Yeşil ile mavinin arasından Konjic şehrine varıyoruz. Neretva Nehri’nin zümrüt yeşil sularının hayat verdiği bu kadim şehirde, tarihin hem yapıcı hem de yıkıcı yüzüne şahitlik ediyoruz. Osmanlı’nın taş işçiliğindeki zarafetini sergileyen Taş Köprü’yü temaşa ederken, bir yandan da yakın tarihin acı hatıralarını sinesinde taşıyan Kırık Minareli Camii’yi görüyoruz. Konjic’teki kısa molamızın ardından, rotamıza "Semboller Şehri" Mostar’a doğru devam ediyoruz. Taşın şiire dönüştüğü bu şehirde, ecdadın izlerini adım adım takip ediyoruz: Bir zamanlar köprünün muhafızlarına ev sahipliği yapan Tara Kulesi, Mostar Köprüsü’nün minyatürü sayılan Eğri Köprü (Kriva Cuprija) ve Osmanlı’nın sosyal hayatının nişanesi Tabakhane Camii ile Hamamı. Karagöz Bey Medresesi, Arnavut kaldırımlı Mostar Çarşısı, Koski Mehmet Paşa Camii, Mimar Sinan’ın talebesi Mimar Hayrettin’in nakış nakış işlediği, savaşta yıkılsa da küllerinden yeniden doğan ve sadece yakayı değil, gönülleri de birleştiren dünya mirası Mostar Köprüsünü görüyoruz. Mostar’ın büyüleyici atmosferinden sonra, ruhumuzu dinlendirmek üzere Blagaj’a, suyun ve maneviyatın kaynağına yöneliyoruz. Buna Nehri’nin kaynağında, koca bir dağın sinesinden fışkıran suların kenarına 6 asır önce kurulan Alperenler Tekkesi (Sarı Saltuk Tekkesi) bizi karşılıyor. Erenlerin, dervişlerin nefesiyle yoğrulmuş bu mekânda; Şeyh Âşık Paşa ve Sarı Saltuk’un makamlarını ziyaret ederek dualarımızı ediyoruz. Tıpkı bir Anadolu evinin sıcaklığında inşa edilmiş tekkede; meydan odası, zikir odası ve halvethane gibi bölümler gezerek dervişlerin mütevazı hayatına tanıklık ediyoruz.

Günün sonunda, Buna Nehri’nin huzur veren şırıltısı eşliğinde akşam yemeğimizi alıyor ve konaklamak üzere otelimize hareket ediyoruz.

 

 

 

3. GÜN:

KOTOR – BUDVA – BAR – İŞKODRA ADRİYATİK’İN İNCİLERİ VE OSMANLI’NIN İZLERİ:

Otelimizde kahvaltımızı aldıktan sonra, yönümüzü dağların denizle kucaklaştığı Karadağ topraklarına çeviriyoruz. Sınırı geçer geçmez, Adriyatik’in fiyortlarını andıran eşsiz güzelliği Kotor Körfezi bizleri adeta bir tablo gibi karşılıyor. Venedik mimarisinin taşlara kazındığı bu sur içi şehirde, rehberimiz eşliğinde zamanda bir yolculuğa çıkıyoruz: Şehrin nabzının attığı Silah Meydanı, zamanı maziye ayarlayan Saat Kulesi ve geçmişin adalet anlayışını fısıldayan Utanç Sütunu tarihin tanıkları, taş işçiliğinin zarafetini yansıtan Aziz Trifun Katedrali, Aziz Luka Meydanı ve farklı inançların yüzyıllardır süren komşuluğu, Zanaatçılar Sokağı’nın nostaljik atmosferi, Tulumba Çeşmeleri’nin serinliği ve şehre açılan tarihi Nehir Kapısı Kotor’da göreceğimiz çağların izlerini taşıyan duraklar. Kotor’un büyüsünü arkamızda bırakıp Adriyatik kıyıları boyunca Budva’ya revan oluyoruz. Tarihin ve denizin iç içe geçtiği bu kadim şehirde: Kale içi surlarıyla Napolyon’un izlerini taşıyan hisarı, Budva Kalesi’ni ve Orta Çağ’dan günümüze ruhunu koruyan dükkanların bulunduğu dar sokakları arşınlıyoruz. Katolik ve Ortodoks kiliselerinin gölgesinde, geçmişin havasını teneffüs ediyoruz. Marina’da vereceğimiz serbest zamanın ardından, bir kartpostal güzelliğindeki St. Stefan Adası’nı temaşa ediyor ve bu anı kaydetmek için fotoğraf molası veriyoruz. Ardından rotamızı, Osmanlı’nın bölgedeki silinmez izlerini taşıyan Bar şehrine çeviriyoruz. Burada manevi bir heyecanla: Bölge Müslümanları için bir fethar vesilesi olan İslam Kültür Merkezi ile Selimiye Camii’ni ziyaret ediyoruz. Tarihi Bar Kalesi’ni, kadim camiyi ve çarşıyı gezerek geçmişin izlerini sürüyoruz. Günün sonunda Ulcinj üzerinden geçerek, Arnavutluk ile Karadağ’ın kardeşliğini simgeleyen İşkodra Gölü’nün kıyısındaki İşkodra şehrine varıyoruz. Akşam yemeğinin ardından günün tatlı yorgunluğunu atmak üzere otelimize çekiliyoruz.

4. GÜN:

İŞKODRA – TİRAN – ELBASAN – STRUGA – OHRİD ECDADIN İZİNDE, BALKANLARIN KALBİNDE:

Güneşin ilk ışıklarıyla İşkodra’da uyanıyor, otelimizdeki kahvaltının ardından tarihin tozlu sayfalarını aralamak üzere yola koyuluyoruz. 435 yıl boyunca Osmanlı sancağının dalgalandığı, Balkanların stratejik kilt taşı İşkodra’da, asırların şahidi kale ve surları temaşa ediyoruz. Rotamızı Arnavutluk’un başkenti Tiran’a çeviriyoruz. 1614 yılında İşkodralı Süleyman Paşa’nın inşa ettiği, 1920’den beri başkentlik yapan Tiran’a vardığımızda, geçmişle bugünün iç içe geçtiği panoramik bir tarih yolculuğuna çıkıyoruz: Şehrin Hafızası: Tiran Meydanı, Saat Kulesi, Ulusal Müze, Üniversite Binası, Parlamento ve Cumhurbaşkanlığı Köşkü gibi yapıları görerek şehrin modern ve tarihi yüzüne tanıklık ediyoruz. Diğer taraftan Diyanet Vakfı’nın gayretleriyle yükselen Namazgâh Camii ve Osmanlı estetiğinin zarif örneği Ethem Bey Camii’nde huzuru solukluyoruz. Tiran’daki bu kültür gezisinin ardından, Fatih Sultan Mehmet Han’ın yadigârı Elbasan şehrine revan oluyoruz. Şehrin kalbindeki Elbasan Kalesi’nde mola veriyor, tarihi sokakların taşlarına basarak Hünkâr Camii’nin manevi atmosferini ziyaret ediyoruz. Yolculuğumuz Kafasan sınır kapısına doğru sürerken, yakın tarihin soğuk yüzüyle karşılaşıyoruz. 1945-1985 yılları arasında ülkeyi demir yumrukla yöneten Enver Hoca döneminden kalma, sayıları yüzbinler bulan ve “Bunker” denilen mantar şeklindeki beton sığınaklar, bizlere ibretlik bir tarih dersi veriyor. Sınırı geçerek Makedonya topraklarına, şairlerin şehri Struga’ya ayak basıyoruz. Şairler şehri olarak bilinen bu beldede ruhumuzu dinlendiriyor, eşsiz manzarayı fotoğraflamak için kısa mola veriyoruz. Günün sonunda, Balkanların incisi Ohrid’e vasıl oluyoruz. Akşam yemeğimizi Ohrid’in huzurlu atmosferinde, yerel lezzetler eşliğinde alıyor; tarihin, doğanın ve maneviyatın harmanlandığı bu güzel şehirde istirahat etmek üzere otelimize çekiliyoruz.

 

5. GÜN:

OHRİD – KALKANDELEN – ÜSKÜP GÖNÜLLERİN ŞEHRİNDEN RENKLERİN DANSINA

Güneşin, Ohrid Gölü’nün sularında parıldadığı huzurlu bir sabahta, otelimizdeki kahvaltının ardından Osmanlı’nın incisi Ohrid’in manevi havasıyla ruhlarımızı doldurmaya hazırlanıyoruz. Tarihin ve doğanın kucaklaştığı bu kadim şehirde, adeta zaman tünelinde bir yolculuğa çıkıyoruz: Tarihin canlı şahidi Meydanda asırlara meydan okuyan, gölgesinde nice hikayeler barındıran 11 asırlık Çınar Ağacı’nı selamlıyoruz, gönül erlerinin nefesinin sindiği Zeynel Abidin Paşa Tekkesi (Halvet Tekkesi), ecdadın mührü Ali Paşa Camii ve Sinan Çelebi Türbesi’nde manevi duraklarını ziyaret ediyoruz, şehrin manevi mimarisinin önemli parçaları olan Ayasofya Kilisesi, Aziz Klement Heykeli ve Antik Tiyatro’yu görerek medeniyetlerin buluşmasına ve kültür mozaiğine tanıklık ediyoruz. Meşhur Ohrid İncisi’nin sırrının saklandığı dükkanların süslediği Çarşı ve Pazar Yerinde, şehrin yaşayan yüzüne dokunuyoruz. Ohrid’in büyüsünü kalbimizde saklayarak, Şar Dağları’nın eteklerine, Kanuni Sultan Süleyman döneminin yadigarı Kalkandelen’e (Tetovo) doğru, eşsiz doğa manzaraları eşliğinde yol alıyoruz. Burada sanatın ve maneviyatın zarafetle buluştuğu iki şaheser bizi bekliyor: Sanatın Zirvesi (Alaca Camii): 1833 yılında Abdurrahman Paşa’nın yeniden ihya ettiği, eşine az rastlanır bir estetik harikası olan Alaca Camii (Paşa Camii) karşısında büyüleniyoruz. Duvarlarında, on binlerce yumurta akı ve bitki kökleriyle harmanlanmış boyalarla nakşedilen Barok tarzındaki süslemeler, bizlere Osmanlı sanatının inceliğini fısıldıyor. Gönül Dergâhı (Harabat Baba Tekkesi): Dönemin manevi merkezi olan bu Bektaşi tekkesinde, dervişlerin huzurlu dünyasına misafir oluyoruz. Tekkenin emektarlarından bu kutsal mekanın hikayesini ve bölge için önemini dinlerken, geçmişin nefesini hissediyoruz. Bu duygu yüklü ziyaretlerin ardından, rehberimiz Makedonya’nın başkenti Üsküp’e yaklaştığımızın müjdesini veriyor. Vardar Nehri’nin ikiye böldüğü, heykellerle süslü bu şehre vardığımızda, akşam yemeğimizi yerel bir restoranda alıyoruz. Işıkların dans ettiği Üsküp gecelerinde, dileyen misafirlerimiz şehrin ışıltılı meydanlarında serbest zamanın tadını çıkarırken, günün yorgunluğunu atmak üzere otelimize çekiliyoruz.

 

6. GÜN:

ÜSKÜP – PRİZREN VARDAR’IN İKİ YAKASINDA MEDENİYET

Yeni bir güne, Vardar Nehri’nin bereketli kıyılarında konumlanan Üsküp’te, otelimizde yapacağımız keyifli bir kahvaltıyla başlıyoruz. Osmanlı’nın beş asır boyunca hüküm sürdüğü ve taş ile inancın adeta işlenmiş gibi buluştuğu Üsküp sokaklarında, şehrin kalbi olarak bilinen "Üsküp Türk Çarşısı"nda atalarımızın izini sürmeye koyuluyoruz. Rehberimizin anlatımları eşliğinde gerçekleşecek bu tarih yolculuğunda, şehrin simgesi haline gelmiş eserleri bir bir keşfediyoruz: Şehrin siluetine zarafet katan Mustafa Paşa Camii, ruhumuzu dinlendiren Murat Paşa ve Arasta Camileri huzur durağımız oluyor. Bir zamanlar kervanların uğrak noktası olan Sulu Han, Kapan Han ve Kurşunlu Han’da geçmişin ticaret ve misafirperverlik kültürüyle tanışıyor, Davut Paşa ve Çifte Hamamları’nda Osmanlı’nın temizlik ve sosyal yaşantısına dair detayları hissediyoruz. Kuyumcular Sokağı’nda ise geleneksel esnaflığın ve el işçiliğinin izlerini görüyoruz. Fatih Sultan Mehmet döneminden miras kalan, Vardar Nehri’nin iki yakasını hem fiziksel hem de manevi olarak birleştiren, Üsküp’ün simgesi Taş Köprü’den geçerek tarihe tanıklık ediyoruz. Şehrin modern tarafında yükselen Büyük İskender ve babası II. Filip’in heykelleri, Kiril alfabesinin öncüleri Aziz Kiril ve Metodi heykelleri, Makedonya Arkeoloji Müzesi, Ulusal Tiyatro ve Direniş Müzesi, Üsküp’ün çok katmanlı tarihini gözler önüne seriyor. 17. yüzyılın ruhunu yansıtan Aziz Spas Kilisesi, dünyaya merhamet dersi veren Rahibe Teresa’nın anı evi ve 1963 depreminde zamanın durduğu Eski Tren İstasyonu binası ile duygusal anlar yaşıyoruz. Üsküp’ün bu zengin tarihi ve manevi atmosferini soluduktan sonra, serbest zamanda çarşının otantik havasını yaşama fırsatı buluyoruz. Ardından rotamızı, Osmanlı’dan kalan değerli miraslarıyla ünlü, şairler ve alimler şehri Prizren’e çeviriyoruz.

Akşamın huzurunu Prizren’in tarihi atmosferinde hissederek şehre ulaşıyor, manevi dokusuyla öne çıkan yerel bir restoranda yemeğimizi alıyoruz. Tarih, kültür ve inancın iç içe geçtiği bu anlamlı günün sonunda, dinlenmek için otelimize çekiliyoruz.

 

 

 

7. GÜN:

PRİZREN – PRİŞTİNE – İSTANBUL ECDADIN DUASI, ŞEHİTLERİN NİYAZI

Turumuzun son gününe Prizren’in tarihi atmosferinde uyanarak başlıyoruz. Otelimizde yaptığımız kahvaltının ardından, vedaya kadar geçen zamanı bu unutulmaz şehirde değerlendirmek için yola çıkıyoruz. Osmanlı’nın Balkanlar’daki en nadide miraslarından biri olan, şairlere ilham veren Prizren’i rehberimiz eşliğinde adeta açık hava müzesi gibi keşfediyoruz. Şehrin her köşesinde karşımıza çıkan eserler geçmişten bugüne selam gönderiyor: Gönül ehlinin zikir seslerinin yankılandığı Halvet Tekkesi, Fatih Sultan Mehmet Han’ın fetih sırasında namaz kıldığı kutsal Namazgâh, Osmanlı ihtişamını yansıtan Sinan Paşa Camii, sancağın gölgesinde yükselen Bayraklı Camii, estetik güzelliğiyle öne çıkan Emin Paşa Camii ve Yugoslavya döneminin yıkımına direnen, ayakta kalan Arasta Camii Minaresi, 400 yıllık asırlık çınar, Gazi Mehmet Paşa Hamamı, Akdere Nehri üzerindeki zarif Taş Köprü, şehri yukarıdan izleyen Roma dönemine ait Prizren Kalesi ve Şadırvan Meydanı’nda akan suyun huzur veren sesiyle ruhlarımızı dinlendiriyoruz. Ardından Kosova’nın başkenti Priştine’ye doğru hüzünlü ama gurur dolu bir yolculuğa çıkıyoruz. Yol üzerinde Türk tarihinin dönüm noktalarından birine tanıklık ediyor, 1389 Kosova Meydan Muharebesi’nde şehit olan Sultan I. Murad Hüdavendigar’ın iç organlarının medfun olduğu türbeyi ziyaret ediyoruz. Burada fetih dualarımızı okuyor, hemen yanındaki Selamlık binasında Sultan Reşat’ın 1911’deki Balkan ziyaretinin hatıralarını taşıyan müzeyi geziyoruz ve tarihin derinliklerine yolculuk yapıyoruz.

Sonrasında başkent Priştine’ye varıyor ve otobüsle gerçekleştirdiğimiz panoramik şehir turunda; 19. yüzyıldan kalma Saat Kulesi, bölge tarihine ışık tutan Kosova Müzesi, 15. yüzyıl yadigarı Fatih Sultan Mehmet Külliyesi, Yaşar Paşa Camii ve Çarşı Camii gibi şehrin manevi simgelerini selamlıyoruz. Bu anlamlı ve tarihi gezinin ardından, geçen bir haftanın birikimi, damağımızda kalan tatlar ve kalbimizde hissedilen manevi huzurla Priştine Uluslararası Adem Yaşari Havalimanı’na hareket ediyoruz. Pasaport ve gümrük işlemlerinin ardından tarifeli uçakla İstanbul’a uçuyor, belirlenen saatte vuslat şehri İstanbul’a varıyoruz.